Çekiç sesleri yakınlaştı: - Tın-tin! - Tın-tin! Bir ses, ansızın gürledi:
Davamı...
“Anayurt” dedikçe, aklına ülkesi düşerdi. Kuzeyinden, güneyinden, batısından denizle kucak kucağa olan, mor sümbüllü, oylum oylum nergis kokularıyla bezenmiş bağları, yalçın dağları, güneşin doğup batmadığı geniş ovaları, zümrüt yeşiliyle kuşanmış yurduyla oyalanır, avunmaya çalışırdı.
Davamı...
Orta yaşlı adam, sigarasını söndürdü. Uyuyormuş gibi yaptı. Gözlerini hafifçe yumdu. Düşündü. Daha dün, kurşun gibi ağır bir korku, yüreğini eziyordu. Dolaşık çilesi, yollarını düğümlemişti. Bütün kapıları acabalarla çalıyor, erim erim eriyordu.
Davamı...
Zeynep Gelin dışarı çıktı. İki çocuğunun elini, ayağını iyice yıkadı. Ama, aklı hep Kara Avni'sindeydi. Yoksa bir şey mi geldi başına? Kaç kere söylemişti erkeğine: "N'olursun Avni'm, göl kıyısındaki Aynalı Tülü Kayalığı'na gitme. Cinler varmış orda, seni Çarparlar." Avni'si de her zaman: "Olur kadınım." derdi. "Gitmem..." Ya gittiyse? Ya cinler çarptıysa erkeğini? Bayırdamı'ndan Hacıların Ali'sini cinler çarpmıştı orada. Ya kendi köylerinden Hüseyin, aklını çıvdırmamış mıydı Aynalı Tülü'de? İçinden içinden ağlıyordu.
Davamı...
Kanlı boğuşmalar kesilince, Oyhanata’m koşup geldi. Şol Emine bacı ve dahi kırk kızlarının şehit olduğu yere vardı. Şehideler için, görklü Tanrı’ma dua kıldı. Baktı, gördü ki, bir büyük lalenin çevresinde, kırk küçük lale açılmıştır. İşi anlayıp, şah damarından kavradı. Yüreciği sevindi. Söyledi: - “Bu mekân, evliyâlar yatağıdır.” dedi. Koştu, vardı. Bu destanı düzüp, gazi dervişlere, alp erenlere anlattı, anlattı.
Davamı...
Bekir Ağa, çocukların önüne geçti. Onları, babalarına karşı korudu. Çocuklar, Bekir Ağa’nın arkası sıra, sağa sola kaçıştılar. - “Benim hatırım için, çocukları bu defa bağışlayın.”
Davamı...
Ağabeyim sırıttı. - “Tabiî. Ne var bunda?” dedi. - “Varı yoğu anlatırım sana!” - “Öyle mi?” - “Öyle!”
Davamı...
Ancak, benim yüreğimde de merak iplerinin yüzlercesi düğüm oldu. Kendi kendime söylendim. İçin için babana kızdım.
Davamı...
Umudun en yeşiline uzattım ellerimi. Bileziklerin sıcaklığını duydum avuçlarımda. Meral’i düşündüm.
Davamı...
Güç belâ bulduğu dağlı işçileri erkenden alan Nevzat, traktörünü çalıştırdı. Gaza bastı. Şehir çıkışındaki bol kumlu ova yoluna saptı. - Ya Allah! Bismillâh! dedi.
Davamı...
|
|
Oyhan Hasan BILDIRKİ ve Öyküleri
- İndi blogda: 1
- Keçən ayın hiti: 1807
- Dünənki hit: 41
- Bugünki hit: 2
- Ümumi hit: 11325
|